İlişkilerde Koregülasyon ve Güven: Teorik Bir Çerçeve
- selinilgaz
- 5 Oca
- 2 dakikada okunur

Romantik ilişkiler, sıklıkla sevgi, arzu ve uyum kavramları üzerinden tanımlanır. Oysa psikoloji ve ilişkisel nörobilim alanındaki güncel çalışmalar, uzun vadeli ilişki doyumunun yalnızca duygusal bağlanmadan değil; stresle birlikte baş edebilme, çatışma anlarını onarabilme ve duygusal regülasyonu paylaşabilme becerilerinden beslendiğini ortaya koymaktadır.
Bu noktada ilişkiyi iki bireyin ayrı ayrı “iyi olması”ndan çok, iki sinir sisteminin birbiriyle nasıl etkileşim kurduğu üzerinden düşünmek gerekir.
Güven Bir His Değil, Sinir Sistemi Deneyimidir
Güven, çoğu zaman zihinsel bir karar ya da duygusal bir his gibi ele alınır. Ancak beden temelli yaklaşımlar, güvenin öncelikle otonom sinir sistemi düzeyinde deneyimlendiğini gösterir.
Stephen Porges tarafından geliştirilen Polivagal Teori’ye göre; birey, çevresini ve ilişkilerini sürekli olarak “güvenli mi, tehditkâr mı?” sorusu üzerinden tarar. Bu değerlendirme bilinçli düşünceden önce, bedensel düzeyde gerçekleşir. Partnerin ses tonu, bakışı, bedensel yönelimi ya da temas şekli; sinir sistemine “burada güvendeyim” ya da “kendimi korumalıyım” mesajı verebilir.
Dolayısıyla romantik ilişkilerde yaşanan kopuşlar çoğu zaman sevgi eksikliğinden değil, tekrarlayan tehdit algılarından kaynaklanır.
Koregülasyon: İlişkisel Dayanıklılığın Temeli
Duygu düzenleme uzun süre bireysel bir beceri olarak ele alınmıştır. Ancak bağlanma kuramı ve ilişkisel nörobilim, özellikle yakın ilişkilerde regülasyonun büyük ölçüde koregülasyon yoluyla gerçekleştiğini göstermektedir.
Koregülasyon; bireylerin zorlayıcı duygularla baş ederken, karşılıklı olarak birbirlerinin sinir sistemlerini yatıştırabilmeleridir.
Bu;
Dinlenildiğini hissetmek,
Yargısız bir varlıkla karşılaşmak,
Bedensel olarak eşzamanlanmak (nefes, ritim, hareket) gibi mikro etkileşimler üzerinden kurulur.
Araştırmalar, bu tür etkileşimlerin yalnızca duygusal rahatlama sağlamadığını; aynı zamanda bağlanma güvenliğini ve ilişki dayanıklılığını artırdığını göstermektedir.
Çatışma Döngüleri ve Onarım
Çiftler arasındaki çatışmalar genellikle içerik üzerinden ele alınır: “ne söylendi, ne yapılmadı?”. Oysa ilişkisel yaklaşımlar, asıl belirleyici unsurun çatışma sırasında çiftlerin sinir sistemlerinin nasıl aktive olduğu olduğunu vurgular.
John Gottman’ın çift araştırmaları, sağlıklı ilişkilerin çatışmasız değil; onarım kapasitesi yüksek ilişkiler olduğunu ortaya koyar. Onarım ise ancak taraflar yeterince regüle olabildiğinde mümkündür.
Regülasyon kaybolduğunda:
Savunma artar
Dinleme azalır
Yakınlık yerini mesafeye bırakır
Bu nedenle ilişkisel çalışmalarda amaç, çatışmayı ortadan kaldırmak değil; çatışma sırasında yeniden temasa geçebilecek yolları öğrenmektir.
Oyun ve Hareketin İlişkisel Rolü
Oyun ve hareket, çoğu zaman ilişkilerde “ikincil” ya da “keyfi” alanlar gibi görülür. Oysa nörobiyolojik açıdan oyun; güvenli bağlanmanın, esnekliğin ve yaratıcılığın temel göstergelerinden biridir.
Bedensel eşzamanlanma, ritim ve ortak hareket:
Sinir sistemleri arasında uyum yaratır
Tehdit algısını azaltır
Yakınlık deneyimini sözel olmayan düzeyde güçlendirir
Bu nedenle deneyimsel, beden temelli ve oyun odaklı çalışmalar; çiftlerin yalnızca “anlamasını” değil, birlikte hissetmesini ve deneyimlemesini sağlar.
Sevgililer Günü Yaklaşırken: Deneyimsel Bir Alan Açmak
Sevgililer Günü gibi sembolik dönemler, ilişkilerde yakınlığı yeniden hatırlamak için bir fırsat sunar. Ancak kalıcı bağ, yalnızca romantik jestlerle değil; birlikte regüle olmayı, onarmayı ve temasta kalmayı öğrenmekle güçlenir.
Bu nedenle ilişkisel çalışmalar; hediyelerden çok, paylaşılan güvenli deneyimlere odaklanır. Çünkü sinir sistemi, en çok yaşananı hatırlar.

